kutahyayi sevmiyorum

Kütahya'yı artık hiç sevmiyorum!.. Sıtkı Usta olmasa, dünyanın hiç bir gücü beni bir daha Kütahya'ya götüremezdi. Hayır, yanlış anlaşılmasın.. Kütahya, bir dünya cenneti.. Bir tarih hazinesi.. Bir doğal sağlık merkezi.. Kütahya'yı görmeye, yaşamaya bir ömür yetmez. On yıl önce üç gün için gittim. Gördüm, günlerce yazdım. Aklım orda kaldı.. Mümkün olan her fırsatta gitmeye karar verdim. Herkesi, özellikle de meslektaşlarımı Kütahya'ya davet ettim. "Gidin. görün, yazın.. Sadece Türkiye değil, dünya Kütahya'ya gelsin. Kütahya ülkenin en zengin, en müreffeh yeri olsun, çünkü layık" dedim.. Sonra.. Sonra ben lanet ettim.. "Adımımı atmam" diye yemin ettim. Atmayacaktım da.. Sıtkı Usta olmasaydı.. Sıtkı Usta.. Sıtkı Olçar!.. Dünya çapında bir çini sanatçısı.. Dünya çapında.. Ona "Çininin Picassosu" diyenler, dünya sanat uzmanları.. Sydney'den Los Angeles'a sergiler açmadığı dünya kenti yok. Öylesine büyük, öylesine saygın.. Bir tek yer hariç.. Kendi ülkesinde, hayatını adadığı kendi Kütahya'sında adını anan yok. Gölge etmesinler yeter.. O bile değil.. Bir de ihanet ediyor, onu silmeye çalışıyorlar.. Düşünebiliyor musunuz?.. Guernica yolunda Picasso'nun bir dükkânı var. Kendi dükkânı.. Ve İspanya devleti ve Guernica Belediyesi o dükkânı yıkmak için çırpınıyor. Yuh!.. Ama gerçek bu.. Sıtkı Usta'nın Kütahya'nın 30 kilometre dışında, Eskişehir yolu üzerinde, Frig Vadisi'ne ve baraj gölüne bakan bir dükkânı var. Sıtkı Olçar imzalı çiniler satıyor.. Yanında iki masa, dört sandalye.. Güneş tam arkasından batıyor, ay ordan doğuyor.. Yarım saat dur, dinlen ve o müthiş seramik ve çinilerden al, sevdiklerine hediye diye.. Bu dükkân Karayolları'na batmış.. Niye batmış bilmem.. Yıkım kararı vermişler.. Niye vermişler, bilmem.. Ve de işin acısı.. Kimse, ama hiç kimse sahip çıkmamış ustaya.. Kimse destek olmamış. Adeta zil takıp oynamışlar.. Sıtkı Usta, beni on yıl önce adeta zorla Kütahya'ya götüren kişi.. O muhteşem Frig vadisini gezdiren kişi.. O bitmez tükenmez tarih hazinelerini teker teker gezdiren, anlatan kişi.. Dağdaki tarihi mağaralardan, yerin altındaki, Kapadokya'ya kadar uzanan yer altı kentlerini, yollarını anlatan kişi.. Fransızlardan kalan tarihi tren istasyonlarını, nehir kenarındaki muhteşem piknik alanlarını, kanser dahil pek çok hastalığa iyi gelen kür merkezlerini tanıtan, Kütahya'nın nasıl ama nasıl bir Türkiye, Anadolu hazinesi olduğunu anlatan kişi.. Kütahya'ya adamış ya hayatını.. Sadece beni değil, yığınla gazeteciyi ağırladı Kütahya'sında.. Yazsınlar diye. Yığınla işadamını konuk etti, gezdirdi, yatırım yapsınlar diye.. Bahar festivalleri, piknikler düzenledi. Panayırlar kurdu. Anadolu geleneği Rahvan At Yarışları, baraj gölünde yelken yarışları, minnacık meydanda Sivil Havacılık Festivali yaptı ki, Kütahyası canlansın, layık olduğu yeri alsın diye.. Dünyada hiç ama hiç kimse, memleketine bu kadar hizmet etmemiş, memleketi için bu kadar çırpınmamıştır. Sonuç.. Tek kişi elinden tutmadı. Tek kişi destek olmadı.. Belediye bakmadı. Vilayet bakmadı.. Üniversite bakmadı. Başta beni götürüp "İşte Kütahya'nın en hayırlı evlatları" diye tanıştırdığı Güral Porselenciler dahil yerli işadamlarının hiçbiri sahiplenmedi, hiçbiri desteklemedi. Bunca vefasızlığa tahammülüm mümkün değil. Boykot ettim Kütahya'yı.. Ama Uluslararası Sıtkı Olçar Çini Sempozyumu düzenlenince, Japonlar bile kalkıp da Tokyo'dan gelince, benim İstanbul'da oturmam tam da "Gavura kızıp oruç yemek" olurdu. Sıtkı Usta'nın hatrı için gittim. Sıtkı Usta'nın hatrı için, sempozyumun yapıldığı otelde kaldım, mecbur kalmadıkça dışarı adım atmadan. Sıtkı Usta'nın Osmanlı Çini Atölyesini gezdim. Ve de döndüm geldim.. "Keşke bu sempozyum Eskişehir'de yapılsaydı.. Keşke o dükkân 30 yerine 35 kilometre ötede, Eskişehir ili sınırları içinde olsaydı" diye düşündüm.. Sıtkı Usta'ya Yılmaz Büyükerşen nasıl sahiplenirdi onu hayal ettim.. Bu dünya efsanesini Eskişehir'e nasıl bayrak, nasıl simge yapar, Eskişehir adını Sıtkı Olçar ile nasıl özdeşleştirirdi, Yılmaz Hocam!.. Yanlış yerde doğmuş, hayatını yanlış yere adamışsın Sıtkı Usta.. HINCAL ULUÇ